Çelişik olan yalnızca kapitalizmin ürettiği ikiyüzlülüktür ve burjuva toplumu bu ayrımı farkedene kadar sürüp gidecektir,(etse bile işine gelmez) fakat köktenoryantalist bir anlayıştan yerkürenin bütününe dağılan telepatik emir,(günümüzde digital) o kadar güçlüdürki içine girdiğin an yükselmen kaçınılmazdır.yükseldikçe güçlenir,güçlendikçe yükselirsin.bunu da ancak durduğun zaman anlarsın (eğer durursan veya durdurulursan).çevreni ancak durduğun zaman görürsün.iyi sanat dem (günceli aşmak) le yapılır.bütünü kavramaya çalışır.ancak o zaman önerilen estetikleri kavrarsın,ancak o zaman hayır diyebilirsin(istersen)..hareketsiz kalmayı,süzülüp yaratmayı,sanatçılar becerebilir belki,binlerce yıllık önermenin etkisi altına girmezlerse,orijinal cevap peşine düşerlerse otoriter(monarşi,faşizm),mirasyediler,tamda onların yaşadığı çağda,birdenbire ortaya çıkan,yapılan herşeyden kar etme anlayışını,kavradılar(tam fırsatıydı).
peşinden koştular,savaşlardan,kağıt üstünde oynanan kalem kaydırmalarından, vergilerden,ganimetlerden,artı değerden,şurdan burdan, miras yoluyla,ele geçmiş paraları,başka kıtalara kaçırmaktan tutunda,dünya tarihinin plastik kayıtları olan pahasız heykelleri eritip,üzerine anlamını bile bilmedikleri işaretleri,kendi profilden portrelerini,bastırıp,gelecekte torunları bozdurup,organize olsun diye,kasalarda sakladılar,çalınır korkusu ile..torunlarıda bula bula petrol buldular,kan gövdeyi götürdü,hala götürüyor,götürecek.
temel prensip,korumak,çoğaltmak olduğu için,hareket gerekti,‘her yöne hareket‘,doğuya doğru gelen harekete,aydınlar oryantalizm der,askerler işgal,hükümetler kalkınma,iş adamları sermaye,halk da enflasyon.
sanırım,birbirine yakın bölgeler,kültürler arası,zamanda,oryantalizm görünüyor.fakat birbirine uzak bölgeler ve kültürler,bu gibi entellektüel davranışlar içine girmiyorlar (kissingerin sözünü ettiği,nasyonal amerikan perspektifi),direkt saldırıyorlar,savaşıyorlar.her iki haldede kaybeden aynı taraf oluyor,bu taraf..kimsenin kimseden birşey istediği yok,kimsenin dilendiği yok,her ne kadar hz.isa ,tapınakta,dilenmenin temel ilkelerini kavrıyamasada!, bir öğreti olduğunu,bu gün artık çoluk çocuk biliyor,ve de ayıp olmadığını(imf,soroz,eu,marshall yardımı,vs)oysa bu ülkede,istanbulda,bir süreklilik içinde,her türlü sanatı,yapacak sanatçı,işletmeci ve sermayede var,fakat,bu beraberlik oluşturulmuyor,rekabet yoluyla kurumsal egolar tatmin edilmeye ve kar edilmeye çalışılıyor.ve tabii sanatçılarada bu kaprise uyma zorunluluğu düşüyor.
işte,bu oluşmuş ortamdır iki yüzlü olan,(belki yarını düşünmek ama öbürgünü asla,”mürailik )”,toplumsal huy haline gelen,öğretilen,ezberletilen,
örgütlenen, yaptırılan ..
ortada bir şuç yok,herşey yasal,stk lar yeterlidir,yetkilidir,
( unutulmaması gereken kültür ve sanat alanındaki sivil toplum kuruluşlarının çoğu holding vakıflarıdır) ve devlet de yanınızdadır,yapılanma şemasını iyi kurarsanız,bütün yollar açıktır. (beral madra bir yazısında diyorki ,küresel kapitalizm bağlamında yeniden yapılanma sürecinde sanat kurumları özel sektöre iyice bağımlı oldu. Piyasanın sanat kurumlarına, bienallere, galerilere, küratörlere uyguladığı denetim ve yönlendirmenin dozu kaçmış durumda.(İKSV ) AB ve ABD başkentlerindeki kültür odakları kolonyalist alışkanlıklarında direniyor. Bu kusurlar uluslararası sanat etkinliklerine yansıyor. Örneğin, AB açılımlar sağlamak üzere ‘piyasasız’ ülkelere doğru hamle yapıyor ve bu ülkelerin sanat ortamlarına ‘esin aktarıcı kaynaklar’ olarak zaman zaman müdahele edebiliyor.radikal 25 kasım 2005)
Bu oligarşik yapılanmayı yeterince deşifre edersek, gidişatı kavrıyabiliriz..
Yerelliğe doğru gitmeliyiz diyor herkes sanki ağız birliği etmiş gibi bütün türk kültür ve sanat vakıfları,onların üyesi oldukları avrupa birliği vakıfları,prens claus vakfı,aica,power of culture george walker bush vakıfları,hepsi birden aynı şeyi söylüyorlar yerelliğe doğru gidiyoruz,doğru,burası(türkiye) tamda yerelliğin toplandığı merkez,türkler kürtler lazlar araplar ermeniler yahudiler rumlar arnavutlar çerkezler kafkaslar ruslar,bulgarlar,hepsininde kültürleri, var hepsinin kendine göre sözleri var,onlara sorulsa çok değişik bir kavram çıkacak,belki değişik konular bulacaklar .
ozaman neden sadece ateş hava toprak su,,neden,bu tepeden inme kadim kavram ve (bilimsel gibi görünen) dini çağrışım?
ECOC‘un 2004 raporlarına göre bu program küresel kültür ofisleri politikalarını önceden belirlenmiş avrupa birliği protokolu.bu gün 2010 sitelerinde vurgulanan ‘ateş hava toprak su‘ bütünüyle eğitim amaçlı bir konu.(essen ve pecs te herhangi bir konu yok) bu konuyu bizim toplumumuz bilmiyor.batı felsefesinin orijinleri,kendinden öncekileri hala araştırırken türk sanatçıların çoğu,louvre’daki piramidin ezoterik anlamını farketmiyor.ateşi ateş yakmak,eğlence,suyu yaşamın oluştuğu ortam,çevresel bir element olarak ele alırlarsa işin içinden çıkamazlar.oldukça zor olmalı.
bunu avrupa birliği bilmiyormu,biliyor,programı onlar yapmıştı .o zaman bu büyük şölenin başka bir anlamı var sanatı şahlandıramıyacağına göre,
bu bir eğitim programı,olmalı bu,programın şifreleri ateş,hava ,toprak su.aslında,altın,gümüş,kurşun,cıva,(en iyi ve güncel örnek anself kiefer) olmalıydı,fakat bu dört metalik elemente türkiye henüz hazır değil (kavramsal sanatçılarda buna dahil ,çünkü neredeyse tümü güncel sanatçı yani amerikan önermesini vurguluyorlar,(amerikan kültürünün davranışı yatay gelişir).
cumhuriyetin batılılaşma,programlarında hasan ali yücelin yayınladığı kitaplar olmazsa olmaz klasikleriydi aralarında tek tük gizli içerikler olsa bile (yeni atlantis f.b.,,son günlerde ertuğrul özkökün dilinden düşmüyor!!) 1930lu yıllardan bu güne,türk toplumu okudu,sol yayınlar ortadan kayboldu popüler edebiyat vitrinleri kapladı,kültürün bir bütün olduğunu düşünürsek,şimdiki durum ortaya çıktı,önce sessizce piyasaya sürülen tek tük ezoterik kitaplar,sonra bilim kurgu türünde romanlar,beyoğlundaki sekiz sinemadan beşinde,konuyla ilgili filmler,leonardonun şifresi,harry potter,diğerleri.yüksek sanatta,bienalin yetiştirmeye başlatıp ortada bıraktığı( çünkü uygulanan bir program vardı,ve vasıf kortuna göre işlevini tamamladı),4(20 yılda 4 kuşak eder) kuşak,şimdi yorgun ve gündemi kaçırmış görünüyor 2010 kültür başkenti seçimi ve politikası ile zirveye ulaşan,tüm istanbulluları eğlenceli sanata,alıştıran anlayış gelişti.işte tam bu noktada ülkenin tüm sanatçılarını meşgul edecek,iş güç arasında herkesin atladığı,aydınların küçümsediği, bir kavram ortaya çıktı.
ezoterizm,insanlığın masalsı(ama gerçek) tarihi.bu konuyu kavramaya çalışan herkes bir süre,zorlanacak,bu tarihin neredeyse bütünü sembollerden oluştuğu için,okumak,hiyeroglifleri öğrenmek kadar zor olacak. sonra,aslında kültürün neredeyse bütününün buradan işlendiğini farkedecek,çocuklarının evde bilgisayarda oynadığı oyunların,bağımlısı olduğu,oyunların,çizgi filmlerin tümünün,ateş hava toprak su olduğunu kavrıyacak.pedagoglar,basit çözümlerle çocukları kurtarmaya çalışacak,(beyoğlunda,kamusal alanlarda çocukları dikkatle izleyin,hepsi çıldırmış gibi)fakat artık çok geç olacak kültürün dünyayı değiştirme işlevi ortadan kalkacak, sadece dünyayı değiştirenlerin istediği koşullarda sanat yapılabilecek,kurulan,ağın içinde olup uluslararası etkinliklerde onaylanmıyan sanatçılar sanat tarihine giremezler (art today),buda ezik,umutsuz,kısa menzilli bir sanat yaratır.
zaten resmi vurgu istanbulu geleceğe hazırlamak,bir kültür köprüsü olarak görülen koca şehri alelacele yıkıp yeniden yapmak neredeyse,(birde depremden sonra düşünün).
(hedef kitle ve fikir sadece istanbul),ECOC‘un raporunda açıkça yazılan ,avrupanın doğusuyla bütünleşmesinde köprü görevi yapacak.istanbul’dan sonra doğudaki en ilginç yer tahran olmalı,oraya gidip yerleşmek avrupalılara büyük bir olasılıkla pekde cazip gelmez ,zaten perslerle sorunları çok eskilere dayanıyor (amerikalıların hiç şansı yok). o zaman bu köprü masalı inandırıcı olmuyor.avrupa birliği,bizim toplum için,medeniyetle barışma,bir çeşit batılılaşma garantisi,olarak değerlendiriliyor,hem doğru hem yanlış,günümüzde zaten bütün dünya medeni,herkesin cep telefonu var,herkesin otomobili var,herkes bankaya gidiyor,herkes televizyon seyrediyor,birtek şeyi dikkatle korumak gerekiyor bu durumda,kültür ve sanatı..çünkü sanat, sanatçının,toplumun mahremiyetidir bir anlamda.tarihi,ve geleceği ile sanat bir toplumun,bilinçaltıdır,neyse odur,medenileştirilemez veya yabanileştirilemez,yoksa orijinalliği kaybolur.
esas amaç konuşlanmak ve beslenmek.tanıdığımız avrupalı geçip gitmez,güvenliğini sağlar ve kalır,zaten içinde kalmıştı(TC).peki o zaman ne olur? ,mesela,karaköy limanı ve çevresi satılır,istanbul moderne oradan gitmek düşer.sanatın gösterileceği büyük mekanlar satılır,merkez pahalılaşır sanatçılar köşede bucakta çalışmak zorunda kalırlar.merkez kaybedildiği için banliyölere göç başlar,uzaklık arttıkça iletişim kopar.sanatçıların çevreye olan sevgisi ve sahiplenme dürtüsü ilgi alanlarını değiştirir.merkezi izliyemez olurlar,bir anlamda şehirden kovulmuş olurlar,küçük ataklar yaparlar,geldikleri şehirlere dönemezler,tad alamazlar,arada kalırlar,izlenmiyeceklerini bildikleri için zamanla,bölgesel çabalar gösterselerde,çevrelerindeki toplum daha yavaş ilerlediği için,sorun çıkar.
büyük kopma o zaman yaşanır,sanatçı kuşakları arasında ilişki kalmaz ve bir önceki çöker,tarihe karışır,bir sonraki ise hafızasını,geçmişini kaybeder. işte dört element’in istanbula getireceği en vahim durum bu.
ikinci şey ise,istanbulun bu yeni ve yarış havasındaki yapılanması,ortaya bir labirent çıkarır,kenti türkiyeden koparır,gittikçe ağırlaşan kent kendi içine çökmeye başlar.halbuki türkiye bir bütün olarak kalkınacaktı hani (tüm partiler,hükümetler,sağcılar solcular laikler islamcılar bunu söylemişlerdi?)..
istanbulu en hevesli bir şekilde izmir izliyor.izmirdeki sanat ve kültür kurumlaşmaları 1980 lerde başladığı için orasının henüz zamanı var,hemde çevresi güzel(bekliyelim görelim).
ankaraya gelince,yavaşça ve yumuşakça) girilmeli ve sadece saygılı davranılmalı,iyi geçinmeli,zira başkentin ruhu asla hükümet etmekten,sanata kaydırılamaz kaydırılmamalı ,bir eğitim ve yönetim kentini fazla çomaklamamak gerek(ters tepebilir),
sanatçılar şaşıracaklar,bir futbol maçının giriş turnikesinde sıkışır gibi sergi alanı,galeri,bar,kapılarında birikecekler,mekan sahiplerinin,bu izdiham karşısında tavırları değişecek,şımaracaklar,kabaracaklar (zaten alt tarafı bir yılda 7-8 sergi açabilirler),para kazandırabilecek olanları seçecekler,moda olanı) o zaman fuarlara(çok pahalı) yönelecekler fakat sonra fuarların,galerilerin dergilerin alt kademe tarafından yönetildiğini anlıyacaklar,,görmezden gelinecekler,üzülecekler,sinirlenecekler dengeleri bozulacak . önerilen maaşları kabul edecekler,ankaradaki sanatçıların çoğu nasıl devlet memuru ise,istanbuldaki sanatçılarda özel sektör memuru olacaklar.bu sefer sanatçılar kendilerine karşı iki yüzlü davranmaya başlıyacaklar,buna mecbur kalacaklar. herkes herkesin yaptığını yapacak,trendler oluşacak(bir avuç boyayla oynıyan ressam dışında), düşüncenin görsel ve sezgisel hali ortadan kalkacak düşüncenin kurgusal hali egemen olacak,digital,mekanik,bir tasarım anlayışı ortalığı kaplayacak (kes yapıştır,photoshop,print) bir kuşak bundan sonuç alamayınca ikinci kuşak ya sisteme entegre olacak yada anarşizme kayacak (çoktan başladı) anarşizmin kökenleri ve sembolleride aynı ezoterik anlayıştan geldiği için bir şey farketmiyecek konvoy yoluna devam edecek,yarılma,yırtılma artacak,elitizm yayılacak,oysa elit olabilmek için ya aileden yada uygun olmak gerekiyor,standart düşük olduğu için, sanatta ırk,sınıf ayrımı başlıyacak.bir taraf stabil olacak,diğer taraf,ona uymaya çalışacak,medyacıların halk bunu istiyor dediği gibi,koleksiyoncular bunu istiyor anlayışı yayılacak.müzeler dolacak,koleksiyonlar değer kaybedecek,literatürün çoğu türkçeye çevrilmediği için( belki bilerek çevrilmiyor) tartışmalar,ya tek taraflı yada öylesine yapılacak (manifestoları kaç sanatçı biliyor?),anlaşma sağlanamıyacak,tüm galeriler birbirleriyle rekabete girecek,yurt dışından sanatçı getirecekler,yurt dışına önemli sanatçıları götüremiyecekler,ülkenin sanatı batıda,gösterilemiyecek (belkide değmez bulunuyor),veya programsız,bireysel,düzensiz bir şekilde gösterilecek.almanların,yaptığı operasyonu düşünün,kiefer’i louvre’a soktu.bu konunun ulusalcılıkla,küreselcilikle,eu ile bir alakası yok,bu birleşme her ülkenin uygulaması gereken,bir davranıştır.bir an önce yapılsa çok iyi olur…
geçenlerde iksv’nin düzenlediği bir konferans vardı,
konferansın konusu iksv ifadesiyle şuydu: Konferans, kültürün festivalleştirilmesi, özel girişimciler ve kentsel planlamacılar tarafından sanatın ve kültürün araçsallaştırılması, sanat, siyaset ve ekonomi arasındaki sıcak ilişki gibi küresel eğilimlerin yanı sıra hem sanat kurumları hem de sanatsal pratikler açısından “işlev” ve “başarı”nın ne olduğu konusuna da değinecek.kültürün festivalleştirilmesi kendini açıkça ifade eden bir tarif,gizli birşey yok,sanatçının sorusu ise,bu tarif,sanatın tarifine uyuyormu yok uymuyorsa ne demek?ikinci konu kültürün araçsallaştırılması,buradaki soru ise (nasıl yani)?ve yukardaki, oluşmuş yeni koşullarla nasıl hangi işlev(küresel yöntem) kullanılırsa,başarılı olunur?(ne konuda) açıkça görülüyorki,zaten,ülke sanatı(bu ülkede yetişmiş sanatçılar) diye birşey düşünülmüyor,planlanmıyor,bir milli takım oluşturulmuyor,tersine küresel bir takım oluşturulmaya çalışılıyor,ne varki küresellik kendini anlamak ve aşmaktan geliyor,batının herşeyden önce ‘orijinal‘ beklediği,orijinalin ne olduğu tartışılmıyor,medyatik ve plastik sanatların,birbirine karıştığı bu dönemde ayıklama,tasnif yapılmıyor,bu işle uğraşacak stk lar kurulmuyor (atölye gezenler vakfı olabilir mesela),,koskoca bir hangar bulunup,sanatçılar içine doldurulmuyor,ve çekip gidilmiyor.bunlar zor işler değil,eğer,yapanlar,yeterince idealist, hırslarını yeterince yenmiş olurlarsa,ve de tarafsız.. önce yeni bir dönem başlayacak,(yada başladı),sonra yeni bir çağ,sınıflar arasında uçurumlar olan,sömürüyü otomatiğe bağlamış ve freni tutmıyan,tutturulmıyan,bir düzen,
tüm bilgileri ve duyguları korunaklı tapınaklarda saklıyan,büyük digital humanizma,en büyük tehdit bu..
bizde ööyle izliyoruz, yada yüzümüze bir maske daha takıyoruz,ekmek yemek için..
(yavuz tanyeli)

